İçeriğe geç

Parkur Sporu ingilizce adı ?

Parkur Sporu İngilizce Adı: “Parkour” ve Bir Genç Yetişkinin Gündelik Hayatındaki O Parkur

İzmir’de yaşamak, her şeyin biraz daha hareketli ve komik olduğu bir hayata zemin hazırlıyor. Özellikle 25 yaşında, arkadaş ortamında sürekli espri yapan, ama içinde bir yerlerde her şeyi fazla düşünen bir adam için… Parkur sporu da tam bu noktada devreye giriyor. Hani şu “sürekli bir yerlere atlayıp zıplayan insanlar” var ya, işte o insanlar parkur yapıyor. Ama parkur, sadece “zıpla, atla, kay, düş” değil, çok daha derin bir şey! Hem fiziksel, hem mental bir oyun. O yüzden soruyorum: Parkur sporu İngilizce adı ne?

Bunu soruyorum çünkü arkadaşlarım beni hep sorularla eziyor. Bunu da daha çok fark ettim son zamanlarda. Parkur sporu, yani o her yerde koşan, zıplayan, çatıdan çatıya atlayan insanlar… Gözümde bir gün o sporla tanışacağım hayaliyle büyüdüm. Sonunda bir gün, “Parkur” denilen bu sporun İngilizce adını öğrenmeye karar verdim. Ve… tahmin edin ne oldu?

Parkur sporu İngilizce adı “Parkour” (açıkçası aynı) olarak kabul ediliyor! Bunu öğrenince dedim ki: “Yani bu kadar uğraşmaya gerek yokmuş, aslında bu sporun ismini bildiğimi fark ettim, ama demek ki gerçekten de insanın bazen içindeki derin şüpheleri çözmesi gerekiyormuş.”

“Parkour” Nedir? Aslında Hepimiz Yapıyoruz

“Parkour” denilince aklınıza çok uçuk kaçık şeyler gelmesin. Parkur, genelde şehirde bulunan engelleri kullanarak bir yerden bir yere hızla ve estetik bir şekilde geçmeyi hedefleyen bir spor dalıdır. Zıplayarak, tırmanarak, yuvarlanarak, kayarak veya hızla koşarak engelleri aşmak esas. Yani, aslında biz her gün parkur yapıyoruz. Parkur sporu, sokağa çıktığınızda her adımınızla tanışabileceğiniz bir şey. Hele ki İzmir gibi bir şehirde yaşıyorsanız, her köşe başı, her kaldırım taşı bir parkur olabilir. Zaten bu şehirde yaşayan birinin, günün sonunda parkur yapmamak için gerçekten ciddi bir çaba sarf etmesi gerekir.

Geçenlerde, bir arkadaşım bana “Abi parkur yapmayı denesen mi?” dedi. Cevabım ne oldu? “Yok ya, ben parkur yerine en çok ‘yolumu kaybetmiş adam’ olarak tanınıyorum” dedim. Ama içimden şu geçiyor: “Keşke, gerçekten parkur yapabilsem. Hem o kadar estetik hareketlerimle insanları hayran bırakır, hem de kalori yakardım. Ama bacaklarım… bacaklarım asla! Bir tane ‘merdiven’ yüzünden yaklaşık on dakika terledim geçen gün, düşme pahasına.”

Parkurda Beceriksiz Ama Kendi Kendine Takılabilen Bir Genç: Ben!

Yani parkur sporu denildiğinde, bazen o kadar yükseklere zıplayan insanları görüp “Vay be, nasıl yapıyorlar?” diye düşünüyoruz. Ben de o düşünceyle yaklaşık bir saat boyunca denedim ama baktım, ne hızım kaldı ne de cesaretim. Ama işte bu parkur işine olan hayranlığım devam etti, çünkü en çok insanın kendisiyle barışması gereken bir şey olduğunu düşündüm. O kadar hızla koşuyorsun, o kadar yüksek atlıyorsun ama aslında en sonunda yine yere düşüyorsun. Ama o düşüş de bir “tecrübe” aslında.

Bu hayal kurma süreci aslında bir anlamda mental parkur gibi. Zihinde bir yerlerden başka bir yere doğru zıplıyor ve düşmeden geçmeye çalışıyorsun. Zıplıyorsun, kayıyorsun, bir yerlere çarpıyorsun ama sonunda hepsi geçiyor. Tıpkı hayat gibi. Ama gelin görün ki ben hâlâ parkur sporunun benden uzak bir şey olduğunu kabul etmekte zorlanıyorum.

Parkur Sporu İngilizce Adı: Bir Felsefe Mi, Bir Spor Mu?

Bazen insan soruyor: “Parkur sadece bir spor mu, yoksa bir yaşam tarzı mı?” Durum biraz karışık, çünkü parkur sporu gerçekten bir hayat felsefesi gibi. Fiziksel olarak insan vücudunun sınırlarını test ederken, aynı zamanda içsel olarak da sınırları aşıyorsunuz. En azından bunu bir gün başaracağım diye düşünüyorum. Ama şimdi ne mi yapıyorum? İşte bir sabah İzmir’in nemli sokaklarında, “acaba parkur sporu yapmayı becerebilir miyim?” diye düşünerek yürürken, bir köpeğin peşinden koşarak, kedilerle yarışırken zaman geçiriyorum. Yani parkur, hayatta kalma ve var olma mücadelesinin bir parçası gibi. Öyle değil mi?

Tabii, ben parkur yapmaya başlamadım ama belki bir gün sokakta koşarak ya da ufak bir duvara tırmanarak başlangıç yapabilirim. Bu kadar kötü olamaz, değil mi? Hayır, bakmayın öyle dediğime, aslında parkur bana ilham veriyor. O kadar alıştık ki bu tür sporları izlemeye, şimdi bir gün o seviyelere ulaşmak için hazırlanıyorum.

Hayatta Parkur Yaparken Karşılaşabileceğiniz Komik Durumlar

Bir yandan parkur yapmak için ideal bir ortam bulamıyorsunuz, diğer yandan insanların zıplayarak yaptıkları hareketlere bakıp “Vay be!” diyorsunuz. Ama işin komik tarafı, parkurun gerektirdiği beceriyi ciddi anlamda kazanmak bir çaba istiyor. Şimdi bir dakika, iç sesim birden girdi:

“Ağabey, şu an bu yazıyı yazarken parkur yapma hayalini kuran bir insan gibi hissetmiyor musun?”

Ve cevabım:

“Evet, evet… tam olarak öyle hissediyorum. Ama yine de biliyorum ki en yakın parkur hareketim şu an sandalye üstünde yapılan zıplamalardan ibaret.”

Gerçekten parkur, bazen insana çok uzak bir şey gibi geliyor, ama aslında her anını yaşadığımız bir şey. İzmir’deki sokaklarda belki de parkur yapmanın anahtarı, her anı hızla yaşamak, atlamalar ve zıplamalarla engelleri aşmaktan çok, o küçük anlarda hızla geçmek.

Sonuç: Parkur, Sadece Bir Spor Değil

Parkur sporu, gerçekten sadece bir spor değil; bir yaşam tarzı, bir bakış açısı, bir düşünce tarzı. “Parkour” kelimesinin İngilizcesi aslında aynı, ama bence bu, dünyanın herhangi bir yerinde yapılabileceği bir spor olduğu anlamına geliyor. Kendinize bir meydan okuma yapmak, engelleri aşmak ve bir şeyler başarmak… Belki de parkur sporu, hayatta atladığınız her zorluğun sadece bir yansımasıdır.

Ama, bir önerim var. Parkur yapmaya karar verirseniz, sadece duvarlara tırmanmayı değil, hayatta da engelleri aşmayı unutmayın. Zıplamalar da bir yere kadar!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort bonus veren siteler
Sitemap
ilbet mobil girişTürkçe Forum